28 Aralık 2020 Pazartesi

Farkındalık

 Selam

Farkındalık insanlığın uzak durması gereken bir ötenazi türüdür. Çektiğin acının yetmediği gibi bir de sana acı veren şeylerin birden anlamsızlaşması ama hala canını yakması kadar çelişkili bir saçmalıktır. Şu an bu yazıyı yazarken bile kelimeleri entel görünmek için düzelttiğim kanısı kadar çarpıcıdır. Her şeyin farkında olmasan bile tadına baktığın şeylerin farkında olman yeterlidir. Sonuçta bilmediğin bir dünya için üzülemezsin. Her zaman bildiklerin aklının alabileceği son şey olur. 

Ortalama insanların kafasını kurcalayan herkesin sahip olması gerektiği düşünülen şeyler umrunda olmaz. Çünkü bunu elde edince hiçbir şey değişmeyeceğini karşındaki insanı etkilemek için bu kadar yorulmaya değmeyeceğini bilirsin. Uyuşturucu bağımlılığı gibi farkında olduğunu bilmek bazen mutlu etse ve devamının gelmesini istesen de yalnız kalınca Gregor Samsa'ya dönüşmeye başladığının da farkında olan her insan bu olaydan nefret eder, tecrübeyle sabit. Para,mevki,rütbe vesaire gibi insan uydurması modern kast sisteminin üstü kapalı halinin hiçbir metaforu aklınızda yer etmez ve mantığınıza yatmaz. Mutluluk denen insanların nihai amaçları bile bazen umrunuzda olmaz. Boş ve sahte duygularla mutlu olacağına, içi dolu bir mutsuzluğu tercih etmek işten bile değildir. Karşındaki kişinin anlattığı şeyi sırf bir üstünlük belgesi gibi yüzüne vurduğunu fark ettiğin an yok olmak istemekte buna dahil. Farkındalığın egoyla birleşmesi bazen yıkıklık bazen de narsist bir insanı ortaya koyabilir. Bazen yemin edebilirsin ama kanıtlayamazsın bu da öyle bir şey. 

Uzun hayat sürmek isteyenlerin farkında olarak bir yaşam sürmesinin mümkün olduğunu düşünmüyorum. Sahtelikten kırılan dünyada kahırdan ölmeniz an meselesi olabilir. Sistem sistem diye ağladığımız çoğu şeyin sistemin sadece ufak bir çarkı olduğunun farkında olmak sana sadece acı katacak. Farkındalık ve mutluluk ters orantılı çoğu zaman. Mazoşistler için bu tam tersi. 

Benim en çok tutulduğum olay, onlarca karaktersiz davranış, yüzlerce sahte duygu, binlerce saçma kalıplar varken, ahlaksızlığın küfür eden insan olarak tanımlanması kadar suçların meşrulaştırılmasını sağlayan bir şeyin olmamasıdır.


Yani farkında olmak bir şey katmaz ama farkındalığın sayesinde değerlendirdiğiniz her bir ihtimal sizden bir parça, bir saniye belki bir yarınızı alabilir.


Esen kalın bu sahtelikte ne kadar kalınabilirse.

2 Aralık 2020 Çarşamba

Bastırılmak

 Selam 

21.yy. amma çok derde sahip, iki haneli asırlar ailesinin derbeder çocuğu.Yüzyıllar ailesinin çin menşeili versiyonu galiba bu. Her duygunun, her davranışın, her karakterin sahtesi çıkmış bir yüzyıl hayal edin.Ya da etmeyin zaten yeterince haşır neşiriz bu yüzyıl ile.

En büyük derdinin giydiği ayakkabının markasından ötesine geçemediği insanlar barındıran bir yüzyıl.İnsanların intihar etmek için fakir ile zenginin yaşam farkının oluşturduğu boşluğa atladıkları bir yüzyıl.Düşünenin sustuğu,bilenin susturulduğu bir yüzyıl.Sırf insanların gözünde değerli biri olmak uğruna, milyonlarca harcanan ömrün olduğu yüzyıl.

Bastırılmayın!

Sürü psikolojisi ile yapılan her şeyin doğru olmadığını bilin.Kendinizi dışı çikolata kaplı içi karamelli gibi reklamlaştırılan bomboş fikir akımlarının kurduğu kalıplardan uzak tutun.Sırf popülaritesi düşük diye sevdiğiniz spor yerine sevmediğiniz ama popüler spora yönelmeyin.İnsanların övdüğü ama kendinizin sevmediği bir mühendis olmak yerine kimsenin övmediği ama kendinizin sevdiği bir dükkan sahibi olun.İnsanlar ne deri düşünmek yerine yapmaya başlayın.Kısa olduğunu her saniyesine kadar hissettiren hayatı sanki sonsuza kadar yaşayacakmış gibi boş davranışlarla çerçevelemeyin.Hata yapmaktan korkun ama çekinmeyin.Kendiniz için yaşayın bu hayatı.Kuralmış gibi ya da bir görevmiş gibi evlenme zorunluluğu duymayın.Zaten zorla yeşertilmeye çalışılmış karmaşık sahte duygularınızı zorunluluk gibi gösterilen bir çocuk ile süsleyip hiçbir canın hayatıyla oynamayın.İçinizden ağlamak geliyorsa durmayın.Dinlediğiniz müzik türünü, dinlenme sayısının seçmesine izin vermeyin.Madem ruhun gıdası müzik, midenizi kaliteli beslediğiniz gibi ruhunuzu da kaliteli besleyin ne istiyorsanız onu dinleyin.Sağ gösterip sol vurmak yerine sağ gösterin ve sağ vurun kimsenin aklıyla oynamayın.Sevdiğinizi saklamayın.Son olarak herkese bir şans verin.Çünkü mezarlıklar, hiç şans verilmemiş mücevherler ile doludur.


Esenle...





7 Kasım 2020 Cumartesi

Hiçliğin Tonları

Selam garip insanlar


Masa başına oturup, bana göre uzun uzun yazmayalı biraz oldu. Her yazımı yazarken ki gibi yine depresif dönemimdeyim. Bugün sadece dertleşmek, kafamdan ne geçiyorsa onu yazmak istiyorum. Pek okunası bir yazı olacağını sanmam. Yani ben olsam okumazdım, ölü bir eser çıkaran yazar/şairler gibi sadece kendi kendime konuşuyorum şu an. 


Bayağıdır üzerimde vardiyalı depresiflik dönüyor. Günümün hiçbir bölümünde sabit bir psikolojide değilim. Tek sabit olan şey beynimin sürekli üzgünlük oluşturmaya çalışması. İktisatçı Keynes'in "Keynesyen ekonomi" teorisi gibi beynim  bir sorun bul, yoksa oluştur biçimde çalışıyor. Tabir-i caizse osuruktan teyyare sorunlar ile kafamı yorup gereksiz stres yaşıyorum. Gün içinde yanından geçerken gülümsemediğim insanın nasıl hissettiğine kadar düşünüyorum. Sürekli insanlar arasında yaygınlaşan profil oyununa adapte olmaya çalışıyorum. Kendime bir yer arıyorum insanların içinde. "Ben acaba neyim?" sorusu beynimde çin işkencesi gibi belirli aralıklarla yankılanıp duruyor. Kendime garip gelen davranışları acaba başkası da yapıyor mu ya diye sorup duruyorum kendime. Çırpınıp durduğumuz 3-5 değer, hep ihlal ettiğimiz sonunda kendimize saygımızı kaybettiğimiz kurallarımızın genelinden mi ibaret acaba hayat? Soruyu sorup da cevabını araştırmaya tenezzül etmediğim her soru beynimde birer mermi etkisi yaratıyor. Üst üste biriken sınav konuları gibi hiçbirinin cevabını yetiştiremiyorum. Cevabı ararken soruyu unutuyorum. 

Elime geçen her yeni şeye karşı heveslerimi yitirip, tekrardan yeni şeyler istiyorum. İnsanlığın olayı sürekli hevesle yeni bir şeyler elde edip, sonra ondan soğumaktan ibaretse yaşamaya değer bir şey olduğunu düşünmüyorum. 

Eskiden insanlar bilgi edinir, bunu birileri ile tartışır yeni şeyler ortaya çıkarmaya çalışır, muhalefet oldukları şeyleri yıkmaya çalışırdı. Artık öğrendiğimiz şeyleri tartışmıyoruz, tartışsak bile bir şey değişmiyor. Tüm sektörlerin kanı emilmiş resmen. Her konu hakkında nesnel bir fikir söylenmiş. Fikrin nesnelini söylemiş abi adamlar. Karikatürlerde geçen "kafandaki soru işaretini kelleni alarak yok edebilirim" şeklinde işleyen muhalif kişilere fikri kabul ettirme yaygınlaşmış. Günlük sohbetin kalitesi içilen kahvenin markasını konuşmaktan öteye geçemez olmuş. Yapılan işler bitse de yatsak edasıyla bitirilir hale gelmiş. Yaşama hevesi asgari değere indirilmiş. Bir şeyler kapıp, iki üç çiçek koklanıp sonlandırılan yaşam, patronların ceplerinden artan 3-5 kuruşu yakalayarak onu da yaşadıkları ülkenin hükümetine ödeyerek hayatın sonunu bekleyen bir nesil şu an yaşlanmış ve nihai gayelerini yerine getirmek için 2.20mlik bir boşluğa girmeyi bekleyen zatlara dönüşmüşler. Tüm duyguların içi boşaltılmış, sözde savundukları "ahlak" değerleri olan insanlar, gömdükleri şeyleri över, sövdükleri şeyleri öper olmuş. 10 yaşında daha bilinci oturmamış çocuğun başını kapatıp din öğretir olunmuş. Hayatta bir yaşama amacı bulmuş insanın hevesini kırmak için çukuru kazılır olunmuş. Artık mutlu yaşamak için gamsız olmak gerekiyor. Artık çocukların bile örnek alınan saf duyguları, saflığını çevresinde gördükleri sahte oyunlara yerini devretmiş durumda. Çocuk olmak güzel de, çocuk olduğunu bilmediğin sürece. 


Esen kalın.