8 Eylül 2025 Pazartesi

Yıllar

 Yıllar oldu şu beyaz sayfayı açıp bir şeyler yazmayalı.Bazen de sevdiğin şeylerden bile uzak durup kısa süreli bir "solitude" iyiymiş ya.Eskisi gibi karamsar değilim ama mutluluklarımı anlatmaktan korkan ve nazara inanan biri oldum artık.Hayatımda yüzümü fazlasıyla güldüren birisi ve uğruna çabalayıp bir şekilde elde ettiğim bir çok gerçeğe sahip oldum.Söylenmek bir şeyleri başaramamanın kesinlikle ilk sebebiymiş.Köşene çekilip işine bakıp olursa olur olmazsa nasipte yokmuş demek en doğrusuymuş,en azından bana göre.Hayatta her korku bir şekilde geçiyor her üzüntü bir şekilde bitiyor ve her hayal bir şekilde ya gerçekleşiyor ya da hevesiniz kaçıyor istediklerinizin istediğiniz gibi olması dileğiyle sevgiyle kalın dostlar.

31 Aralık 2023 Pazar

Kirli Rakı Bardağı

Olmuyor...

Odaklanamıyorum...

Bir şeyler için çabalamak yerine,sürekli kendimi o şeyleri neden yapamadığımı sorgulayıp tekrar plan yapmak için hazırlanırken buluyorum.Artık sıkıldım.Senelerdir süregelen başarısızlık silsilesinden de kendimden de yapmaya çalışıp yapamayışlarımdan da...

Bir sabah olsun renklerim pastelleşsin istiyorum.Ufacık şeylere delirircesine heyecanlanmak istiyorum.Canımın istediği şeyleri yaparken gram kaygı duymadan sadece anı yaşamak istiyorum.Geceleri bir şeylere bakakalarak sızmadan uyumak istiyorum.Verdiğim sözleri gerçekten tutmak istiyorum tutmuş gibi yapmak değil.Salt bir insan olmak istiyorum mesela.Akarı kokarı olmayan bir insan...

Manevi geçim sıkıntılarımı yalanlarla kapatmak istemiyorum.Her gün nasıl daha fazla uyurum deyip alarmla kavga etmek istemiyorum.Ömrümün yarısını uyuyarak geçirmek istemiyorum.Çok değer verdiğim insanlara rezil olmak istemiyorum.Sert görünüp içten kırılgan olmak istemiyorum.Sert görünmek zorunda olmak istemiyorum.Artık içimde kavga etmek istemiyorum.Hatırlamayıp yazamadığım cümleler için pişmak olmak da...

Cümlelerim de hayatım gibi eksiltili,bunu belirten cümlemin eksiltisiz olması kadar tezat.Ve tüm yazdıklarıma ikinci okuyuşumda yabancılaşmam kadar ikircikli.

Ölümden başka yol yokken hiç yaşamamacasına ölüyorum her gün.

Elbet biter dediğim şeyler galiba bitmeyecek,esen kalın dostlar.



15 Kasım 2021 Pazartesi

Bilmek değil sadece hayal etmek insanı mutlu kılar...

Okuduğun kitabın arasına ayraç koymak, yarına çıkmayı umut etmektir.Hayatınızın günlerine ayraç koymayın.

Acıdan kıvransanız bile istediğiniz şeyleri ağlayarak elde etme yaşını çoktan geçtiniz.Bu zamana kadar gerçekler acıdır lafına inanmak istemedim.Ama hayat gerçekleri kafama sunturlu bir tokmakla vura vura bu sözü kabul ettirmeyi bildi sonunda.

"İfade edemediğim bir eksiklik hissi var içimde,sanki her şey başka türlü olabilirdi."

Keşke her şey başka türlü olsaydı.Artık attığım adımlar beni ileriye götürmüyor, sadece yoruyor.Uzun süredir gecem ve gündüzüm birbirine karışmış durumda.Günler artık kas hafızası gibi aklımda yer etmiş,takvime bakmıyorum.

Artık kendim gibi hissetmiyorum.İstisnalar harici, kafamda hiçbir şey kalıcı olarak yer etmiyor.Her şeyin bir gün gideceğini kabul etmişçesine tüm kaybedişleri hazmedebiliyorum artık.Anlık durumları duygularla değil faaliyetlerle ölçüyorum.Ben,ben değilim sanki.Hiç uyanmamak üzere yatıyorum her gün resmen.Zaten kalkmak için harcadığım çabayı Osmanlı, Viyana kapısını açmak için harcamıyor her sabah.

Artık yaşadığım ülkenin ekonomik durumu,siyasi yolsuzluklar,kaosa boğulmuş halkların düşmanlığı hiçbir şey umrumda değil.Bir elin de iki elin de sesine inanmıyorum artık.

Bir ömür nasıl doldurulur hiç bilmiyorum.Büyük aile hayallerim,mutlu bir ilişki umudum,güzel bir meslek isteğim yok.Olmazsa olmazım yok.Peşimden koşan ve sevdiğini hissettiren biri yok.Bozmak istemediğim bir omurgam bir de telleri kopmasın istediğim bir gitarım var.Çevresinde dönüp dolaştığım tüm yörüngeler beni dışarı atmakla meşgul.Yalnızlık artık bir kavramdan çok gerçekliğe bürünmüş durumda.İnsan gibi hissettirilmek istemekten başka hiçbir şey yapmadım bugüne kadar.Ama hiçbir zaman bunun olmayacağını kabul etmedim.Ne vasıfta olursa olsun insan gibi hissettirildiğim güne kadar sanırım içi boş mutlulukları,içi dolu mutsuzluklara tercih edeceğim.Mutsuz ama kararlı bir yaşam...




4 Temmuz 2021 Pazar

Duygular körelir mi?

Duygular körelir mi?


Alınan her yeni haber zatı hissizleştirir mi? Acaba zat mutsuzluk frekansı çekmeyen bir uyduya dönüşebilir mi? Zat hatalarını bilemek isterken, duygularını köreltebilir mi?


Sınırları çoktan çizilmiş bir yaşamın kendine özgü hikayesi olabilir mi? Tercih etmek kişinin kendi hür iradesine kalmış yeğleme olayıdır.Ama günümüzde kaç tercihimizi hür irademizle veriyoruz tartışılır.İnsan düşündükçe farkına varıyor bazı şeylerin ama farkına varmak bile eskisi gibi değil artık.Farkına vardığınız şeyleri düzeltmek istediğinizde hiçbir şey yapamayacağınızın farkına varacaksınız.Eğer sıradan birisi iseniz hayattaki vasfınız etkisiz elemandan öteye gitmiyor ve gitmeyecek.

En kusursuz cinayet yaşama sevincini öldürmek midir? Yaşama sevinci ölmüş bir nesiliz biz.Millet ayrımı başladığından,genel güzellik algısı yüklendiğinden,ego savaşları başladığından,para ve güç insanı bozduğundan,koşu yarışından farksız kariyer hayatları kurulduğundan,örneklendirme yaparken bile nesil diyerek ayırdığım insanlar fark edilmediğinden,farkına varılan şeyler için kıl kıpırdatılamadığından beri 25inde ölen, 75inde gömülen zatlarız hepimiz.Yarınlar gebedir umuda diyerek yaşanılan, ikircikli düşüncelerle geçen 50 yıl...

Sona erken gelinirse hata zatın mıdır, yoksa gerçekten sona mı gelmiştir? Soyut bir dünyada maddeleşecek kadar sona gelmek.Psikolojik olarak hislerini yitirmeye çok yaklaşmak.Olmak istediği yerde olmadığı sürece yerin dibinde hissetmek.Nefes almaktan çok yaşamayı istemek.Herkesin sonu hayata nerede başladığıyla alakalıdır.Sona bir kala başlanmış hayatın erken sonlanması şaşırtıcı değildir.Bazen psikologlar ve ilaçlar da yalan söyler.Olanların her zaman olması gerekmez.Ve bütün hikayelerin sonunu sen yazamazsın.

Çocukların ağladığı bir dünyada gerçekten kahkalar zalim midir? Henüz anne ve baba kelimelerini bile ağzından çıkaramayan kızların kafasına başörtü, erkeklerin kafasına takke geçirmek onlara yapacağınız en büyük hatadır.Bu binevi çocuğunun doğru yolu bulup bulamayacağından şüphe etmektir.Lisede matematik hocam hep "Nereye gittiğini bilmiyorsan,gitmenin bir anlamı yok." tarzında bir söz söylerdi.Neden inandığını bilmiyorsan inanmanın da bir anlamı yoktur.Çocuklarınıza gerekli aklı selimliğe ulaştıklarında, bu konuları anlatın ve tercihlerine saygı duyun.Çünkü günümüzde unutulduğu üzere islamda zorlama yoktur!

İnsan bastırdığı duygunun esiri midir? Özlem duyulan kayıp bir anne, yok sayılamaz.Yeri doldurulamayan bir çocukluk aşkı,unutulamaz.İnsan hep kaçtığı yerlerde bulur kendini en sonunda.Tıpkı faillerin eninde sonunda olay mahalline döndükleri gibi.Kabullenmek yerine üzerine kışlık anneanne örtüsü örtülen tüm duygular,eninde sonunda doğrular gibi ortaya çıkar.Ve duygular ölmez sadece etkisini yitirir.Körelmek de buna dahil.

Zat hep seçmediği taraf için pişman mı olur? Buna cevabımı "O Kadın" filminden bir diyalog ile cevaplayacağım.

-Peki bunu değil de diğerini seçseydi, hayatı çok mu farklı olurdu? Bunu herkes için soruyorum.Gerçekten farklı mı olurdu hayat?

-Evet farklı olurdu ama sadece öyküsü.Bunu yaşayacağına öbürünü yaşamış olurdu!

-Yani?

-Yani sonuç seçimlerde hep aynıdır.Acı.. Her neyi seçersen seç, seçemediğin hep üzüntü kaynağı olacaktır, aklın hep o seçemediğinde kalacaktır.O seçemedigini seçmiş olsaydı yine bana bu soruyu sormuş olacaktın. Hayatta her şey yüzde ellidir. Aklınla davransan yüreğin, yüreğinin sesini dinlesen aklın bu soruyu sana hep soracaktır.Seçemediğin hep acı verecek bu sabit acı hep olacak!

-Bu kadar mı umutsuz yani?Güzel bir yönü yok mu bu seçimlerin?

-Olmaz olur mu? Var! Acını seçmekte özgürsün...


Son olarak dili,dini rengi ne olursa olsun iyiler iyi midir? Evet iyiler her zaman iyidir.Bu kötü dünyada kendilerine bir yer bulabildikleri sürece.




 



28 Aralık 2020 Pazartesi

Farkındalık

 Selam

Farkındalık insanlığın uzak durması gereken bir ötenazi türüdür. Çektiğin acının yetmediği gibi bir de sana acı veren şeylerin birden anlamsızlaşması ama hala canını yakması kadar çelişkili bir saçmalıktır. Şu an bu yazıyı yazarken bile kelimeleri entel görünmek için düzelttiğim kanısı kadar çarpıcıdır. Her şeyin farkında olmasan bile tadına baktığın şeylerin farkında olman yeterlidir. Sonuçta bilmediğin bir dünya için üzülemezsin. Her zaman bildiklerin aklının alabileceği son şey olur. 

Ortalama insanların kafasını kurcalayan herkesin sahip olması gerektiği düşünülen şeyler umrunda olmaz. Çünkü bunu elde edince hiçbir şey değişmeyeceğini karşındaki insanı etkilemek için bu kadar yorulmaya değmeyeceğini bilirsin. Uyuşturucu bağımlılığı gibi farkında olduğunu bilmek bazen mutlu etse ve devamının gelmesini istesen de yalnız kalınca Gregor Samsa'ya dönüşmeye başladığının da farkında olan her insan bu olaydan nefret eder, tecrübeyle sabit. Para,mevki,rütbe vesaire gibi insan uydurması modern kast sisteminin üstü kapalı halinin hiçbir metaforu aklınızda yer etmez ve mantığınıza yatmaz. Mutluluk denen insanların nihai amaçları bile bazen umrunuzda olmaz. Boş ve sahte duygularla mutlu olacağına, içi dolu bir mutsuzluğu tercih etmek işten bile değildir. Karşındaki kişinin anlattığı şeyi sırf bir üstünlük belgesi gibi yüzüne vurduğunu fark ettiğin an yok olmak istemekte buna dahil. Farkındalığın egoyla birleşmesi bazen yıkıklık bazen de narsist bir insanı ortaya koyabilir. Bazen yemin edebilirsin ama kanıtlayamazsın bu da öyle bir şey. 

Uzun hayat sürmek isteyenlerin farkında olarak bir yaşam sürmesinin mümkün olduğunu düşünmüyorum. Sahtelikten kırılan dünyada kahırdan ölmeniz an meselesi olabilir. Sistem sistem diye ağladığımız çoğu şeyin sistemin sadece ufak bir çarkı olduğunun farkında olmak sana sadece acı katacak. Farkındalık ve mutluluk ters orantılı çoğu zaman. Mazoşistler için bu tam tersi. 

Benim en çok tutulduğum olay, onlarca karaktersiz davranış, yüzlerce sahte duygu, binlerce saçma kalıplar varken, ahlaksızlığın küfür eden insan olarak tanımlanması kadar suçların meşrulaştırılmasını sağlayan bir şeyin olmamasıdır.


Yani farkında olmak bir şey katmaz ama farkındalığın sayesinde değerlendirdiğiniz her bir ihtimal sizden bir parça, bir saniye belki bir yarınızı alabilir.


Esen kalın bu sahtelikte ne kadar kalınabilirse.

2 Aralık 2020 Çarşamba

Bastırılmak

 Selam 

21.yy. amma çok derde sahip, iki haneli asırlar ailesinin derbeder çocuğu.Yüzyıllar ailesinin çin menşeili versiyonu galiba bu. Her duygunun, her davranışın, her karakterin sahtesi çıkmış bir yüzyıl hayal edin.Ya da etmeyin zaten yeterince haşır neşiriz bu yüzyıl ile.

En büyük derdinin giydiği ayakkabının markasından ötesine geçemediği insanlar barındıran bir yüzyıl.İnsanların intihar etmek için fakir ile zenginin yaşam farkının oluşturduğu boşluğa atladıkları bir yüzyıl.Düşünenin sustuğu,bilenin susturulduğu bir yüzyıl.Sırf insanların gözünde değerli biri olmak uğruna, milyonlarca harcanan ömrün olduğu yüzyıl.

Bastırılmayın!

Sürü psikolojisi ile yapılan her şeyin doğru olmadığını bilin.Kendinizi dışı çikolata kaplı içi karamelli gibi reklamlaştırılan bomboş fikir akımlarının kurduğu kalıplardan uzak tutun.Sırf popülaritesi düşük diye sevdiğiniz spor yerine sevmediğiniz ama popüler spora yönelmeyin.İnsanların övdüğü ama kendinizin sevmediği bir mühendis olmak yerine kimsenin övmediği ama kendinizin sevdiği bir dükkan sahibi olun.İnsanlar ne deri düşünmek yerine yapmaya başlayın.Kısa olduğunu her saniyesine kadar hissettiren hayatı sanki sonsuza kadar yaşayacakmış gibi boş davranışlarla çerçevelemeyin.Hata yapmaktan korkun ama çekinmeyin.Kendiniz için yaşayın bu hayatı.Kuralmış gibi ya da bir görevmiş gibi evlenme zorunluluğu duymayın.Zaten zorla yeşertilmeye çalışılmış karmaşık sahte duygularınızı zorunluluk gibi gösterilen bir çocuk ile süsleyip hiçbir canın hayatıyla oynamayın.İçinizden ağlamak geliyorsa durmayın.Dinlediğiniz müzik türünü, dinlenme sayısının seçmesine izin vermeyin.Madem ruhun gıdası müzik, midenizi kaliteli beslediğiniz gibi ruhunuzu da kaliteli besleyin ne istiyorsanız onu dinleyin.Sağ gösterip sol vurmak yerine sağ gösterin ve sağ vurun kimsenin aklıyla oynamayın.Sevdiğinizi saklamayın.Son olarak herkese bir şans verin.Çünkü mezarlıklar, hiç şans verilmemiş mücevherler ile doludur.


Esenle...





7 Kasım 2020 Cumartesi

Hiçliğin Tonları

Selam garip insanlar


Masa başına oturup, bana göre uzun uzun yazmayalı biraz oldu. Her yazımı yazarken ki gibi yine depresif dönemimdeyim. Bugün sadece dertleşmek, kafamdan ne geçiyorsa onu yazmak istiyorum. Pek okunası bir yazı olacağını sanmam. Yani ben olsam okumazdım, ölü bir eser çıkaran yazar/şairler gibi sadece kendi kendime konuşuyorum şu an. 


Bayağıdır üzerimde vardiyalı depresiflik dönüyor. Günümün hiçbir bölümünde sabit bir psikolojide değilim. Tek sabit olan şey beynimin sürekli üzgünlük oluşturmaya çalışması. İktisatçı Keynes'in "Keynesyen ekonomi" teorisi gibi beynim  bir sorun bul, yoksa oluştur biçimde çalışıyor. Tabir-i caizse osuruktan teyyare sorunlar ile kafamı yorup gereksiz stres yaşıyorum. Gün içinde yanından geçerken gülümsemediğim insanın nasıl hissettiğine kadar düşünüyorum. Sürekli insanlar arasında yaygınlaşan profil oyununa adapte olmaya çalışıyorum. Kendime bir yer arıyorum insanların içinde. "Ben acaba neyim?" sorusu beynimde çin işkencesi gibi belirli aralıklarla yankılanıp duruyor. Kendime garip gelen davranışları acaba başkası da yapıyor mu ya diye sorup duruyorum kendime. Çırpınıp durduğumuz 3-5 değer, hep ihlal ettiğimiz sonunda kendimize saygımızı kaybettiğimiz kurallarımızın genelinden mi ibaret acaba hayat? Soruyu sorup da cevabını araştırmaya tenezzül etmediğim her soru beynimde birer mermi etkisi yaratıyor. Üst üste biriken sınav konuları gibi hiçbirinin cevabını yetiştiremiyorum. Cevabı ararken soruyu unutuyorum. 

Elime geçen her yeni şeye karşı heveslerimi yitirip, tekrardan yeni şeyler istiyorum. İnsanlığın olayı sürekli hevesle yeni bir şeyler elde edip, sonra ondan soğumaktan ibaretse yaşamaya değer bir şey olduğunu düşünmüyorum. 

Eskiden insanlar bilgi edinir, bunu birileri ile tartışır yeni şeyler ortaya çıkarmaya çalışır, muhalefet oldukları şeyleri yıkmaya çalışırdı. Artık öğrendiğimiz şeyleri tartışmıyoruz, tartışsak bile bir şey değişmiyor. Tüm sektörlerin kanı emilmiş resmen. Her konu hakkında nesnel bir fikir söylenmiş. Fikrin nesnelini söylemiş abi adamlar. Karikatürlerde geçen "kafandaki soru işaretini kelleni alarak yok edebilirim" şeklinde işleyen muhalif kişilere fikri kabul ettirme yaygınlaşmış. Günlük sohbetin kalitesi içilen kahvenin markasını konuşmaktan öteye geçemez olmuş. Yapılan işler bitse de yatsak edasıyla bitirilir hale gelmiş. Yaşama hevesi asgari değere indirilmiş. Bir şeyler kapıp, iki üç çiçek koklanıp sonlandırılan yaşam, patronların ceplerinden artan 3-5 kuruşu yakalayarak onu da yaşadıkları ülkenin hükümetine ödeyerek hayatın sonunu bekleyen bir nesil şu an yaşlanmış ve nihai gayelerini yerine getirmek için 2.20mlik bir boşluğa girmeyi bekleyen zatlara dönüşmüşler. Tüm duyguların içi boşaltılmış, sözde savundukları "ahlak" değerleri olan insanlar, gömdükleri şeyleri över, sövdükleri şeyleri öper olmuş. 10 yaşında daha bilinci oturmamış çocuğun başını kapatıp din öğretir olunmuş. Hayatta bir yaşama amacı bulmuş insanın hevesini kırmak için çukuru kazılır olunmuş. Artık mutlu yaşamak için gamsız olmak gerekiyor. Artık çocukların bile örnek alınan saf duyguları, saflığını çevresinde gördükleri sahte oyunlara yerini devretmiş durumda. Çocuk olmak güzel de, çocuk olduğunu bilmediğin sürece. 


Esen kalın.